banner137
banner25

Edirne’nin kanatsız meleği!

Edirne Belediyesi’nde çalışan ve 10 yıldır kendisini iyiliklere adayan Ferhat Özkan isimli gencin sosyal medya ağı üzerinden ihtiyaç sahiplerine çok sayıda yardımı karşılıksız olarak ulaştırdığı görüldü.

Genç yaşına rağmen emekli anne ve babası ve kız kardeşi ile beraber yaşayan Ferhat Özkan’ın kendi imkanları dahilinde çok sayıda aileye ve ihtiyaç sahibine destek olduğu ve bunu sessizce yaptığı öğrenildi.

Edirne Belediyesi Kültür Müdürlüğü bünyesinde çalışan ancak boş zamanlarında tamamen yardıma muhtaç ailelere ulaşmaya çalışan ve ihtiyaçlarını karşılayan Ferhat Özkan’ın 2008 yılında engelli olan kız kardeşinin hayatını kaybetmesi sonrasında kendisini ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırmaya adadığı öğrenildi.

bin 500 TL maaş ile hayatını idame ettirmeye çalışan Özkan’ın ihtiyaç sahiplerini belirlemede gerek mahalle sakinleri,mahalle muhtarı, gerekse polis dostlarından destek aldığı,Sosyal Yardımlaşma Müdürlüğü başta olmak üzere,Belediyenin ilgi birimleri ile istişare ettiği ve kendisine ulaştırılan yardımları bu sayede ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı belirtildi.

Sosyal medya ağı üzerinden kendisine ulaştığımız Ferhat Özkan ile yaptığımız görüşmede yaptığı yardımları tek başına yaptığını,destek olmak isteyen kişilerle irtibata geçtiğini ve ihtiyaç sahiplerine gıda maddesi başta olmak üzere evlerinde kullanılacak çeşitli eşyaların tedariğini sağladığını ifade etti.

Gazetecilerin görüşme talebini şaşkınlıkla karşılayan ve adının geçmemesini ısrarla isteyen Özkan; yanlış anlaşılmak istemediğini ancak bu tür yardımların paylaştıkça artacağını bildiğini kaydetti.

Özkan yaptığı bilgilendirme de “2008 yılında engelli kız kardeşimi kaybettim. Kız kardeşim vefat ettikten sonra 2010 yılından beri yapmaya başladım. Aktif olarak 5 yıldan beridir yapıyoruz. Kardeşimden sonra engelli çocuklara dokunmaya başladık. Huzurevi ve çocuk esirgeme kurumlarında doğum günleri kutlamaya başladık. Otistik çocuklarla ilgilenmeye başladık. Daha sonra bunları sosyal medyada paylaşmaya başladık. Paylaştıktan sonra geliri yüksek insanlar “biz de bir şeyler yapmak istiyoruz” gibi bir talepte bulundular. Biz de onları ihtiyaç sahipleriyle buluşturduk. Hiçbir şekilde maddi anlamda destek almadan onları ihtiyaç sahipleriyle buluşturup onların erzaklarını alıp evlerine birlikte götürmeye karar verdik. Bu vicdanen de rahat olmuş oluyor. Bu konuda işadamlarının da desteği oluyor. Resmi kurumların da desteği oluyor. Ekonominin normal şartlarda ne kadar kötü olduğunu hepimiz biliyoruz. Ekonomi düzeyi düşük olduğu için insanlara yetmediğini gördük. Emekli maaşı bin 500 Lira. Bunun elektriği, çocuk gideri, kömürü var. Bu da ihtiyaç sahiplerini ortaya çıkarıyor. Biz de onlara dokunmaya çalışıyoruz”dedi.

Sosyal medya ağı üzerinden kişileri deşifre etmeden paylaşım yaptığını ve bu sayede destek olmak isteyen kişilerin kendisine ulaştıklarını belirten Özkan “Yaptığım bu etkinlikleri ilk etapta sosyal medyada paylaştım. Paylaştıktan sonra talepler gelmeye başladı. Daha sonrasında bunlarla ilgili ne yapabiliriz, nasıl bir yol izleyebiliriz gibi bir toplantı yaptık. Polislere, muhtarlara, belediyeye, sosyal yardımlaşmaya sorduk. Bu insanlar gerçekten ihtiyaç sahibi mi değil mi öğrenmeye çalıştık. Yardım veriliyorsa yetiyor mu? Ne kadar yardım ediliyor? Hiç yardım almayan ailelere dokunmaya başladık. Örneğin resmi kurumların haberi olmayan ve resmi kurumlara talepte de bulunmayan aileler var. Onlara da dokunmaya başladık. Şu anda sahada duran tek kişi benim. Her şey bana ait. Kendi aracımla gidiyorum. Durumu iyi bir şahıs değilim o ayrı bir şey. Ailemin desteği oluyor. Arabamın mazotunu alıyorlar. Erzakları, yardımları kendi arabamla dağıtıyorum”dedi.

Gıda yardımlarını ilginç bir yöntemle ihtiyaç sahiplerinin kapılarına bıraktıklarını ifade eden Özkan eskiden çocukken zillere basıp kaçtıklarını ve bu oyunu bugün bir yardım şekline dönüştürdüklerini belirterek “Eskiden zilli baba oynardık. Kapıları çalar, kaçardık. Eğleniyorduk. Şimdi biz onu farklı bir şekilde yapmaya başladık. Kapıyı çalıp karşısına dikilip bir ihtiyacın var mı diye sormak gerekiyormuş. Kapıyı çalıp kaçmak değil de karşısına geçip ihtiyacın var mı demek önemliymiş. İhtiyaç sahibi insanların komşularına, muhtarına ihtiyacı var mı diye soruyoruz. Gerçekten ihtiyacı varsa kapısının önüne erzakı bırakıyoruz, kapısını çalıp kaçıyoruz. Kaçtıktan sonra acaba aldı mı almadı mı diye köşeye saklanıyoruz. Aynı zamanda yoksulluğunu yüzüne vurmamak için, rencide olmasın diye bu şekilde yapıyoruz.”diyerek, yardım etmek isteyenlerin yapması gereken şeyin çok basit olduğunu, kendisine gelmeye bile gerek olmadığını komşularının kapılarının çalınmasının yeterli olacağına dikkat çekti.

Hani eskiden akşam olunca kapıların zillerine basıp kaçıyorduk veya zili olmayan evlerin kapılarını çalıp kaçıyorduk. Adına da zilli baba diyorduk. Hatırlayanlar vardır muhakkak. İnsanlar biri mi geldi bir şey mi oldu diye kapılarını açıyorlardı. Ama biz kendi çapımızda eğlence olsun diye yapıyorduk ve şimdi anladım ki insanların kapıları her zaman çalınıp karşılarına geçip birşeye ihtiyacınız var mı diye sorulmalı. Şimdi onu başarmanın sevinci ile her zaman olduğu gibi bu akşamda iki kapının zilini ve camını çalarak kaçtım. Ama o evlerin kapısına erzak bırakarak.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner30